"TÜRKÜ SÖYLEMEYEN TEPE"
BELGESEL FİLM PROJESİ
Yönetmen: Ege Berensel

 

 

 

Videa
Karagöz Filmcilik

 

 

 

SİNOPSİS:

Yer üstü madencililiği sonucunda, özellikle Murgul, Goleman, Elbistan, Balya, Soma ve Tavşanlı maden havzalarında çok büyük miktarda verimli tarım toprağı yok edilmiş, madencilikte kullanılan kimyasallar, su kirliği başta olmak üzere, doğa, çevre, insan sağlığını olumsuz yönde etkilemiştir. Tarım toprağının ve florasının madencilik alanından alınıp depolanması daha sonra maden çıkarılan yere geri döndürülmesi gibi madencilik yasalarında yer bulan uygulamalar, çevre etki değerlendirme ölçütleri genellikle es geçilen, denetlenmeyen unsurlar olarak kalmıştır. Belgesel Tavşanlı özelinde diğer yöreleri de örnekleyerek bu büyük miktarlardaki kaybedilmiş arazinin ülke ekonomisine ve yöre halkının kullanımına geri döndürülmesi yolundaki sürdürülebilir kalkınma fikrini işleyen bir fikri harekete geçirmeyi amaçlamaktadır.


Böylece çevre ve sürdürülebilir kalkınma konularında ve yukarıda anlatılan sorun çerçevesinde örnek oluşturabilecek, Kütahya'nın Tavşanlı maden havzası öne çıkartılacaktır. Belgesel Film böylece, bu havza içinde yer alan Bozbelen köyünün, köylülerinin istimlâkla mücadelelerinin, açık madencilik sonucunda yok edilmekte olan doğayı ve tarlalarını organik tarımla tanışmaları sonucu tekrar var etmelerinin ve işsizlikle mücadelelerinin hikâyesi anlatacaktır.
Tavşanlı'da TKİ Garp Linyitleri İşletmesince 1940 yıllarında başlatılan, 1980 yıllarında artarak devam eden ve açık olarak yürütülen bir madencilik faaliyeti sonucunda, Beke, Bozbelen, Gürağaç, Hamitabat, Demirbilek köyleri çoğunlukla istimlâk edilmiş, ekim alanları ve köyler toprak altında kalmış ve istimlâka uğrayan köylüler Tavşanlı içindeki bir mahalleye yerleştirilmişlerdi. Kendilerine istimlâk için verilen para onların deyimiyle bir inek parasıydı. Evleri büyük patlamalardan kurtulanlar, istimlâk edilmemiş tarlaları bulunanlar, köylerini ve evlerini terk etmekte direnenler köylerinde kaldılar. İstimlâk mağdurlarının, madende işe alınmaları konusunda 1984 tarihli Bakanlar Kurulu kararı olmasına rağmen bu köylerden işe alınan olmadı, 2001 yılına gelindiğinde özellikle genç nüfus arasında işsizlik büyük boyutlara ulaşmıştı. Maden işletmesinde iş bulamamak sorununa ve kırsal toplumun geleneksel sorunlarına geçici olarak yaşanan farklı bir sürecin getirdiği yeni sorunlar eklenmiş, geriye belli ölçüde tarımdan kopmuş, çoğunlukla çareyi başka yerlere göçmekte arayan bir topluluk bırakmıştı.


1 Nisan 2001 Ankara'ya yürümeye karar verdiler. Dört gün süren bu yürüyüşün amacı Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'le konuşmak ve kendilerine verilen sözlerin tutulmasını istemekti. Birçok müdahaleyle karşılaştılar. Tavşanlı, Kütahya, Ankara girişlerindeki çeşitli engellemelerden kurtulup, vardıkları her il ve ilçe merkezinde ve sonunda Ankara Sıhhiye meydanına vardılar. Bakana kadar ulaşmışlardı, yepyeni sözler almışlardı ondan. Ancak alınan bu sözler de seçim ve hükümet değişikliği sonrası yerine getirilmedi.


Yerüstü madenciliği denilen maden çıkartma yöntemi yaşadıkları köyün doğasını, tümüyle değiştirmişti. Uçsuz bucaksız bir alandan, ormanlık, koruluk, köy demeden kazılan büyük toprak parçaları kazının bittiği başka bir alanın üzerine ya da maden olmayan bir doğa parçasının, köyün vs… üzerine yığılarak depolanıyordu. Yeraltından çıkarılan su ve hava ile temas eden bu toprakta kimyasal tepkimeler başlıyor ve doğa hızla kirleniyordu. Yeraltı su seviyesi ve yeraltı sularının akış yönleri değişiyor. Büyük maden işleme araçlarının geçeceği yollar yapılıyor; maden ayrıştırma işlemlerinde kullanılan kimyasal maddeler çevreye yayılıyordu. Yeraltı ve yerüstü su kaynakları yok oluyordu. Kazılmış istiflenmiş uçsuz bucaksız toprak yığınları, göl haline gelmiş kimyasallarla dolu yeraltı suları köylerinin kıyısında berisinde duruyordu. Beke ve Ömerli köylerinin üzeri toprakla örtüldü. Madenlerde kullanılan patlayıcılar yüzünden toprak altında kalmayan köylerdeki evlerde yıkıldı ya da büyük çoğunluğu hasara uğradı. Bu yüzden bu köylerden de göçler yaşandı. Çoğunluğu boş, yıkıntı bir köyde yaşıyorlardı artık. Boş ilkokullar, kırılmış pencereler, yıkılmış duvarlar, bırakılmış, unutulmuş bir kaç eşya… Kalanlar çeşit çeşit hastalıklara maruz kaldılar.


İstimlâk edilen köylerden göç ettirilen köylüler Tavşanlı'nın uzak bir mahallesi olan Ömerbey'e yerleştirilmişlerdi. Tavşanlı çöplüğünün yakınına. Köylerinde tarım ve hayvancılıkla geçiniyorlardı bu mahalleye yerleştirildiklerinde ne yapacaklarını ne iş tutacaklarını bilemediler. GLİ'den emekli olan bir babanın ya da dedenin emekli maaşıyla neredeyse dört aile geçinmeye çalıştı. Bazıları şanslarını İnegöl ve Bursa'da denemek istedi, oralara göç etti. Bütün hayallerini, çocukluklarını, rüyalarını köylerinde bırakmışlardı.


Kalanlar, yoksulluklarından kurtulmak, köylerini, doğalarını yeniden var etmek için harekete geçtiler. Henüz bütünüyle istimlâka uğramamış köylerden 19 işsiz ve yoksul madenci köylüsü tarafından, Bozbelen köyünde 260 dönüm toprakta organik nohut ekimini yapmaya giriştiler. Bütün üretim aygıtlarını, tarladan alınacak ürünü ortaklaştırdılar. 18 Temmuz 2003'de tam elli ton organik tarımla üretilmiş nohudun hasadı için tarla günü yaptılar, büyük şenliklerle kutlamalarla. Yaptıkları bu girişim diğer köylülere örnek olacaktı. Linyit madenciliği sonucu kaybettikleri topraklarını, tarlalarını yeni baştan ekilerek, bozulmuş alanların tekrar kazanılmasını sağlayacak bir hareketin öncüsü olacaklardı.


Bu Belgesel Film bu hikâyeyi Nisan 2001 Ankara yürüyüşünden başlayarak beş yıl boyunca takip eden bir süreci anlatmayı deneyecek. Dört farklı imaj rejimi iç içe geçecek; köylülerin Ankara yürüyüşü, göç ettirilme fikri üzerinden istimlâk sonucu yerleştirildikleri mahallede köylülerinin özlemiyle yaşayanların hikâyesi, bir çevre ve doğa felaketi olarak yerüstü madenciliğin yaptığı tahribat ve bu alanlarda tarım yapmaya girişin yoksul köylülerin hikâyeleri. Murgul, Goleman, Elbistan, Balya, Soma'daki benzer çevre yıkımı hikâyeleri de filme eşlik edecek.